Hızlı Erişim

Menü

BASINA VE KAMUOYUNA

22.07.2011
748

                                                                       21.07.2011

 

 

BASINA VE KAMUOYUNA

(Hiçbir Şey Irkçılık ve Saldırganlığın Gerekçesi Olamaz)

 

 

              13’ü asker, 20 insanımızın ölümüne yol açan son acı olayın etkisi, Türkiye’yi bir anda alev topu gibi sardı. Cumhurbaşkanı, Devletin yürütmesi olan hükümet ve bazı muhalefet partilerini temsil eden genel başkanların açıklamalarının sonrasında bunu, çoğunlukla Türkiye’nin batı kentlerinde milliyetçi söylemlerin eşlik ettiği yürüyüşler izledi. Yine kimi yerlerde Kürtlere, parti binalarına, derneklere, hatta hiçbir siyasi mesajı olmayan sanatçılara yönelik saldırılar, linç girişimleri başladı.

 

             Bu olay ve sonraki gelişmelerin, Kürt Meselesinde çözüm beklentilerine endekslenen kamuoyunda, hiçbir kesim tarafından yalanlanmayan Barış Konseyi ve Anayasa Konseyi haberlerinin basında yer almasından sonraya rastlaması da oldukça düşündürücüdür.

 

           Anılan acı olayın ardından gerek bir kısım medyada çıkan haberler ve gerekse olay yerine giden bölgedeki Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcilerinin temas ve gözlemlerine ilişkin yayımlanan raporun ardından, olayın oluş biçimine yönelik bir kısım noktaların karanlıkta kaldığı, kuşkulu durumların bulunduğu, cevaplandırılması gereken sorular olduğu, gerçeğin fotoğrafının tam olarak ortaya çıkmasına yönelik bizce de paylaşılan hassasiyetlerin, en az ulusal medyada yer alan hâkim nitelendirme kadar nazara alınarak olayın araştırılması ve sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılması gereğini ortaya koymuştur. Bu araştırmanın hiçbir etki altında kalmadan ve bilgi kirliliğine bulaşmadan salt gerçeğin aydınlatılması sonucunu doğurması, yanlı bir bakış açısını değil, objektif olmayı, ayrıca yargılama makamlarına etki edebilecek kabiliyetteki beyanlardan uzak durmayı gerekli kılmaktadır.

 

           Olay sadece yürekleri yakmamıştır. Kürt meselesinin çözümü yerine Kürt insanının linç edilmesine meşruiyet kazandırma çabasına hizmet etmiştir. Duygusal kırılma yaratmaya, zihniyet bölünmüşlüğünü derinleştirmeye, ötekileştirmeye hizmet etmiştir.

 

           Son olayda Ülke bayrağının, linç kültürüne alet edilmesi, bölgemiz insanını derinden yaralamıştır, bu duyguyu kimi siyasilerin beyanları, hele duygusal davranma hakkı olmayan bir başbakanın, bölgemizde oy çoğunluğuna sahip ve parlamentoda grup kurma hakkı bulunan bir siyasi partiyi de hedefleyerek , “ bizden asla iyi niyet beklemesinler. Onlar da siyasi uzantıları da. “ şeklindeki sistem dışına itmeye yönelik beyanları, bu partiye oy vermiş milyonların yanı sıra oy vermeyen kesimleri de derinden etkilemiş, Kürt Meselesinin çözülmesi ve şiddetin son bularak barış dilinin hâkim olmasına, duygusal kırılma riskini önlemeye yönelik umutları ciddi biçimde sarsmıştır.

 

        Bölgemize ilişkin haberlerin ve olayların tüm çıplaklığıyla ulusal medyada yer almayışını üzüntü ile izliyoruz Bu yaklaşım Türkiye’nin çıkarına değil, aksine ayrıştırmaya hizmet ediyor. Keza 78.000 oy alan bir milletvekilinin, önce halka seçtirilip sonra milletvekilliğinin iptali de temsilde adalete olan güveni yaralamıştır.

 

Yaklaşık 30 yıldan beri süren çatışmalı ortamda, ölen on binlerce insanımıza rağmen şiddetin Kürt Meselesinin çözümünde etkili olmadığı anlaşılmıştır. Türkiye’nin temel sorunu olan Kürt Meselesinin çözümünde OHAL uygulamaları, olağanüstü mahkemeler, operasyonlar, köy boşaltmalar, faali meçhuller, zorla göç ettirmeler, inkâr ve imha politikaları gibi uygulamalar sorunu çözmemiştir.

 

Yeni bir dil, barış dili geliştirmek zorundayız. Gelecek kuşaklara kin, öfke ve nefreti değil, barışı miras bırakma sorumluluğumuz var. Sorunların siyasi zeminde çözümünün önünü açmalıyız, kaos ve kriz yerine daha çok konuşmalıyız. Sistem dışına itmemeli, aksine sistem dışındakilerin sistem içine alınmasının, topluma katılmasının koşullarını yaratmalıyız. Ağlayan annelerin kimlikleri evlat acısını farklılaştırmaz. Dağa çıkartma yerine, dağdan indirmenin zeminini yaratmalıyız. Sorunlarımızı çözebilecek birikim ve potansiyele sahibiz. Ölmek ve öldürmek yerine yaşamak ve yaşatmak hayat felsefemiz olmalıdır.

 

Ulusal medya fotoğrafı tam olarak vermiyor, bölgemizde insanlar biz farklı özelliklere sahibiz, dilimizi kültürümüzü kamusal alanda da yaşamak, buna kamu kaynağı desteği almak, Türkiye’nin üniter yapısı içinde yerelde kendimizi yönetmek istiyoruz diyor; son iki seçimde de bu mesaj gayet nettir. Bunu böyle okumak gerekiyor. Kürt Meselesinin çözümü ve akan kanın durması; ancak partiler üstü politikalarla, bölgenin sesine kulak vermekle, anlamaya çalışmakla, karşılıklı diyalogla, özveriyle mümkündür.

 

           Türkiye’deki çözümsüzlüğe, bu tehlikeli gidişe dur demek; başta siyasiler ve devletin, ülkedeki muhalefetin, hepimizin görevidir. Çözümsüzlükle geçen her gün, ölen her insan, bizi ülke geleceğinden biraz daha uzaklaştırıyor. Sorunların çözümünde şiddet yerine, siyasi ve askeri operasyonlar yerine, diyalogu esas alan bir anlayışa, birbirimizi anlamaya, empati kurmaya, ihtiyacımız var. İnsanlarımızın ölmemesi, kaçırılan yurttaşlarımızın serbest bırakılması, silahların susması, karamsarlığın, umutsuzluğun sona ermesi ve sürecin diyalog ve barışa evirilmesi için sorumluluğu bulunan ve sorumluluk alabilecek, sürece etki edebilecek tüm kurumları, özellikle AKP, CHP ve MHP’yi rolünü üstlenmeye, çözüme katkı sunmaya ve aklıselime davet ediyoruz.           

 

 

                                                                       BÖLGE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI